• 1
  • 2

Öne Çıkan Makaleler

Din alanında bilgi kirliliği üzerine

İnsani yaratıcılık düşüncede başlar. Varlıklara isim verebilen, kelime ve kavramlarla düşünen insan, ürettiği ve kullandığı kelime ve kavramlarla kendine özgü bir dünya yaratır. Bilim, kültür, sanat, teknoloji gibi insan ürünü olan her şey, insana özgü bu dünyada vücut bulur. Hakikate uygunluk dediğimiz şey de, öncelikle dış dünya ile onların zihnimizdeki karşılıklarının ne kadar örtüştüğü ile ilgilidir. Kısaca ifade edecek olursak, insan kelime ve kavramlarla düşündüğü için bu yaratıcılığın niteliği ve istikameti 'bilgi' tarafından belirlenir. Bu bakımdan bilgi insanı hem özgürleştirir, hem de köleleştirir.

Günümüzde bilgiye erişim imkanlarımız çok artmıştır. Ancak, bir o kadar da, sahip olduğumuz bilginin güvenilirliği konusunda kuşkularımız artmıştır. Birtakım odaklar, siyasi, ideolojik, ekonomik vb. amaçlarla, toplumu istedikleri gibi biçimlendirebilmek ve yönlendirebilmek için yoğun çaba harcamaktadırlar. Herkes gücünü, imkanını daha çok artırabilmek, yerini daha çok genişletebilmek, malını daha iyi pazarlayabilmek için her yolu denemektedir. Bu doğrultuda, doğal iletişim yerini büyük ölçüde güdümlü iletişime bırakmıştır. Toplum ciddi bir bilgi kirliliğiyle karşı karşıya kalmıştır. Bu durum hem kafa karışıklığına, hem de birtakım ciddi rahatsızlıklara yol açtığı gibi, insanların, herkesin ihtiyacı olan birtakım 'varoluşsal doğrular/değerler' konusunda duyarlılıklarını yitirmesine de sebep olmaktadır.

Devamını oku...

Kur’an’ı Doğru Anlamak

İslam dini, Allah katından Hz. Muhammed(s.a.s)’e gelen vahyin etrafında şekillenmiş olan dinamik bir dindir. İki önemli kaynağı vardır: Vahiy ve akıl. Vahiy, dinin özünü içerir. Müslüman insan, vahyi aklıyla anlar, vahiyden yararlanarak kendi din anlayışını kurar. Dinin her türlü anlaşılma biçimi, adı ne olursa olsun (mezhep, tarikat vs.) beşeridir. Hz. Muhammed, Kur’an tarafından „örnek“ olarak gösterilmiştir. İslâm, her zaman ve mekanda yeniden anlaşılmak durumundadır. Yüce Yaratıcı, Kur’an’ın anlaşılmak için indirildiğini Yusuf suresinin ilk ayetlerinde şöyle dile getirmektedir: “Elif, Lam, Ra. Bunlar, gerçeği açıklayan Kitab’ın ayetleridir.

Biz onu, anlayasınız diye arapça bir Kur’an olarak indirdik“. (Yusuf, 1-2). Kur’an, insanları karanlıktan aydınlığa çıkartmak, doğru yolu göstermek için gelmiştir. (İbrahim, 1-2) Kur’an, insanın, insanı, eşyayı, olay ve olguları doğru anlamasına, doğru düşünmesine imkan sağlamak; evrendeki konumunu doğru tespit etmesine yardımcı olmak; geçmişin esiri olmaktan kurtarmak için Allah katından gelmiştir. O, bir “öğüt”tür; “rehber”dir; bir “uyarı” kitabıdır. Hz. Muhammed, Allah katından almış olduğu vahiyle insanları uyarmıştır.

Devamını oku...

İnsan, Evren ve Tanrı

Kur’an, öncelikle insana “insan”ı anlatır. Bazen insanın duygusal iniş çıkışlarını, bazen aklın zirvesindeki sıçrayışları; çoğu zaman da “anlam arayışı”nın insanı nerelere sürükleyebileceğini Kur’an’ın ışığında izlemek, hatta yeniden keşfetmek mümkün olur. Kur’an’ın birebir insana karşılık geldiğini söylersek, pek de abartmış sayılmayız.

Kur’an’ın insanla ilgili temel tezleri bazı surelerde çok yoğun olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu doğrultuda Mekke döneminin sonlarına doğru nazil olan Casiye suresinin ilginç bir örnek teşkil ettiğini düşünüyoruz. Casiye suresi, insan gerçeğinin, vahiy, Tanrı inancı ve ahrete imanla harmanlanarak çarpıcı bir şekilde insanın önüne serildiği, insanın hem ufkunu zorlayan, hem de insanı gerçekliğin sınırlarını fark etmek zorunda bırakan muhteşem bir suredir. Casiye suresinin suresinin ışığında insan, evren ve Tanrı gerçeğini birlikte anlamaya çalışalım.

İnsan, kendisini, evrende, “insan” olarak bulan ve bilen bir varlıktır. İnsan olarak yaratılmış olmak, insanın tercihleri sonucunda gerçekleşmiş değildir. Adeta özenle hazırlanmış bir bilmece ve bulmaca ile karşı karşıya bırakılmış, insan. Aklı ve insan olduğunun farkında oluşu, belki de, içine doğduğu “bilmece/bulmaca”yı çağrıştıran sınavda, doğuştan getirdiği en ciddi ayrıcalıkları.

Devamını oku...

İslam Fıtrat Dinidir

Fıtrat, kelime olarak “yaratılış” anlamına gelmektedir. Bütün insanların özünde mevcut olan “doğru”ya yatkın olma durumu; fazla zorlanmadan “doğru”yu fark edebilme yetisi de fıtrata uygunluktur. Fıtratta aklın, duygunun ve sezginin birlikte etkin olması söz konusudur. Bu sebepten, fıtrata dayalı değerlerde ve bu değerlerle ilgili bilgilerde, insanlar arasında anlama ve kavrama bakımından düzey ve derece farkı olmasına karşın, keyfilik ve görecelilik belirleyici değildir. İnsan, aklını doğru kullandığı zaman Allah’ın var ve bir olduğunu kavrayabilecek şekilde yaratılmıştır. Buhari ve Muslim’de geçen “her çocuğun fıtrat üzere yaratıldığı”nı belirten hadis de, her insanın fıtraten hakikati bulabilecek şekilde yaratıldığına işaret etmektedir. Gerçekten de, aklını doğru kullanmayı başarabilen, sezgilerini iyi değerlendiren, vicdanının sesini dinleyen her insanın hakikati bulma imkanı vardır. İslam, fıtrat ile, yani yaratılışın yasaları ve bu yasalara uygun olan, doğal olan hiçbir şeyle çelişmez, çatışmaz. Ancak, insanın fıtraten getirdiği kök değerlerin açığa çıkartılarak yeniden üretilmesi ve hayatla bütünleştirilmesi gerekir. Potansiyel olarak doğruyu bulma kabiliyetinin olması, doğrunun hiçbir çaba harcanmaksızın bulunabileceği anlamına gelmemektedir.

İşte bu süreçte, esas belirleyici insanın kendisidir. Bütün dış etkenler, insanın izin verdiği ölçüde ve sınırlı olarak tesir gösterirler. Nitekim, Kur’an, insanın yüzünü kararlı bir şekilde hak dine çevirmesini ve fıtrata uygun davranmasını istemektedir: “Böylece sen, batıl olan her şeyden uzaklaşarak yüzünü kararlı bir şekilde (hak olan) dine çevir ve Allah’ın insan bünyesine nakşettiği fıtrata uygun davran; (ki) Allah’ın yarattığında bir bozulma ve çürümeye meydan verilmesin. Bu sahih bir dinin gayesidir, ama çoğu insanlar onu bilmezler”. (30/30). İnsan için, insanlığın geleceği için ilerleme, gelişme, büyüme gibi isimler altında dile getirilen olumlu her türlü oluşum ve üretimin gerçek anlamda yararlı olabilmesi, her şeyin fıtrata uygun olmasına bağlıdır. İnsanoğlu bu dünya üzerinde yaşamak zorundadır. Bu dünyanın yaşanılabilirliğinin korunması gerekir. Bunun için de, insanoğlunun dünyanın, evrenin hatta genel anlamda “varlık”ın dilini anlaması, yaratılışın yasalarına uygun olarak yaşaması ve bu yasalara saygı göstermeyi öğrenmesi bir tür zorunluluktur.

Devamını oku...

Pazartesi, 09 Kasım 2015
Uzun bir yapılandırma sürecinin ardından web sayfamız tekrar yayında. Güncelleme süresince yaşayabileceğiniz içerik ve görünüm sıkıntıları için özür dileriz.

En Çok Okunanlar

София plus.google.com/102831918332158008841 EMSIEN-3

Din | Akıl | Bilim