• 1
  • 2

Öne Çıkan Makaleler

Din Dilinin ve Siyaset Dilinin Korkudan Arındırılması

Türkiye’de siyasetin ayrıştırıcı dili “korku” merkezlidir. Siyaset bir tür “tanrısal güç” vehmettirdiği için, korku ile bütünleşen güç, çözüm aracı olarak görülebilmektedir. Oysa, beşer planında gerçek güç özgürlükten, özgüvenden, dürüstlükten ve bilgiden gelir.

Türkiye’de din dili de “korku” ile bütünleşmiştir. Hz. Peygamber’in, “müjdeleyiniz, nefret ettirmeyiniz; kolaylaştırınız, güçleştirmeyiniz” uyarısına rağmen, dini söylem biçiminde korku egemendir. İnsanlar, günah korkusu ve suçluluk duygusuyla ekran başında tutulmaya çalışılmaktadır. İslam korkuyu bütünüyle göz ardı etmez. Ancak, İslam’da esas olan Allah’ın rahmetinin her şeyi, her yeri kuşatıcı olmasıdır. Allah, “rahman”dır; merhamet O’nun en belirgin niteliğidir. Allah’ı doğru anlamak, ancak O’nun “özünde merhametli” olduğu gerçeğini algı biçiminin merkezine yerleştirmekle mümkün olabilir. Allah’ın sonsuz rahmeti, varlık sahnesine çıkan her şeyin var olmasını mümkün kılmıştır. Allah rahimdir; Allah’ın bütün işleri, yaratma ile ilgili her şey, O’nun sonsuz merhametini açığa çıkartır. Allah Hz. Muhammed’i “alemlere rahmet” olarak göndermiştir.

Dinin ve siyasetin korku merkezli dilini anlayabilmek için birazcık gerilere gitmek gerekmektedir. Bu toplum son iki asırdır korkularla yaşamaktadır. Bu korkular, özne bir milletin özgürlüğü ile, yaratıcılığını kaybetmesi ile ilgili korkulardır. Osmanlı’nın toprak kaybetmesi, bu korkunun en somut göstergesi olmuştur. Hala bir panik havasından kurtulamadık. Hala birbirimizle uğraşmaktan, birbirimizi suçlamaktan vaz geçemedik. Bu durum, “mağlup medeniyet travma”sına maruz kalan Türk Milleti’nin iki asırdır hala kendine gelemediğinin göstergesi sayılabilir. Bunun ilk tezahürlerini, mektepli-medreseli çekişmelerinde yakalamak mümkündür. Osmanlı’nın son dönemlerine damgasını vuran, Batıcı, Türkçü, İslamcı tartışmaları, dikkatle okunduğunda, bugün maalesef pek fazla bir mesafa katetmediğimizi düşündürecek kadar benzerlikler bulmak mümkündür. Çatışmanın en temel dinamiği, herkesin birbirini suçlamaya çalışmasıdır. Kimse, kimseyi anlamak istemiyor. Uzaktan bakıldığında, bir cinnet halinin yaşandığını düşünmemek pek mümkün değildir.

Devamını oku...

Kur'an'a Göre Hz. Muhammed

Hz. Muhammed, alemlere rahmet olarak gönderilmiştir. O bir akıl ve özgürlük peygamberidir. O'nun sünnetine uymak, O'nu "örnek" almaktır. Hz. Muhammed'i doğru anlayabilmenin ana ilkelerini bize Kur'an verir. Kur’an’ın, bir peygamber olan Hz. Muhammed’e gelmiş olması, onun 23 yıllık peygamberlik sürecinde insanla buluşması, Hz. Muhammed’i tanıma ve anlama bakımından Kur’an’a çok özel bir değer katmaktadır. Kur’an, Hz. Muhammed’le ve onun yaşadığı zaman dilimi ile ilglili bir tür tarih vesikası işlevi de görmektedir. Bu bakımdan Hz. Muhammed’i doğru anlayabilmek için, ana çerçeveyi Kur’an’dan almak bir tür zorunluluktur. Bir başka ifadeyle, Kur’an, bize, Hz. Muhammed’i anlayabilmenin ve onu örnek alabilmenin temel ilkelerini vermektedir. Müslüman insan, peygamberlik anlayışını ve Hz. Muhammed’le ilgili bilgilerini Kur’an’ın ışığında gözden geçirmek durumundadır.

Kur’an’a uygun olmayan bir peygamber tasavvuru, hem Hz. Peygamber’in örnek alınmasını, hem de İslam gibi akla ve fıtrata uygun bir dinin sağlıklı bir şekilde anlaşılmasını ve yaşanmasını engelleyebilir. Nitekim, günümüz Müslümanının sorunlarının önemli bir kısmı din alanındaki bilgi boşluğundan veya yanlış bilgilerden kaynaklanmaktadır. Kur’an’a göre Allah insanlık tarihi boyunca, Allah katından gelen masajlarla insanları uyarması için pek çok peygamber göndermiştir. Peygamberlerin en önemli görevi, Allah’tan almış oldukları vahyi/mesajı geldiği haliyle, hiçbir değişikliğe uğramadan insanlara ulaştırmaktır. Bu konuda peygamberlerin hata yapmaları söz konusu değildir. Kur’an, Hz. Muhammed’in esas görevinin tebliğ olduğunu şöyle belirtir: “Ey Peygamber! Rabbinden sana indirileni tebliğ et; eğer bunu yapmazsan O’nun elçiliğini yapmamış olursun” (Maide, 5/67).

Devamını oku...

Hz. Muhammed'in Siyasi Liderliği Beşeri Bir Sorumluluktur

Kur’an, Hz. Muhammed’in vahiy alan bir beşer olduğunu açıkça ortaya koymuştur. Bu bakımdan Hz. Muhammed’in bir peygamber olarak esas görevi, Allah katından almış olduğu vahyi geldiği şekliyle insanlara ulaştırmak ve onları vahiyle uyarmaktır. Peygamberlerin, Allah’tan aldıkları vahyi insanlara ulaştırma konusunda yanılmaları mümkün değildir. Hz. Muhammed’in hayatını dikkatle incelediğimizde, onun bir peygamber olmasının yanında, bir aile babası ve toplumsal hayatın sağlıklı yürümesi için çabalayan, gerektiğinde siyasi kararlar da alan bir önder olduğunu da görürüz. Peygamberimizin arkadaşları, onun peygamberlik yönü ile, diğer yönlerini birbirinden ayırmayı çok iyi biliyorlardı. Aslında bu fark, doğrudan Kur’an’dan kaynaklanmaktadır. Şöyle ki, peygamberlikle ilgili boyutta, Hz. Muhammed’in sadece Allah’an aldığı mesajı tebliğ etmesi ve Allah’a güvenmesi istenmektedir.

Siyasi ve sosyal işlerde ise, Allah, onun insanlara danışmasını, insanların görüşlerini de dikkate alarak karar vermesini ister. Yüce Allah Hz. Muhammed’i “şahit”, “uyarıcı” ve “müjdeci” olarak göndermiştir (33/45). O, “Allah’ın izniyle Allah’a çağıran ve ışık saçan bir kandil” (33/46) gibidir. Bu durum, doğrudan onun peygamberlik yönüyle ilgilidir.

Devamını oku...

Din Alanında Eleştirel Yaklaşımın Önemi

Eleştiri, san’atta, edebiyatta, bilimde mükemmeli, doğruyu, güzeli arayış sürecinin en etkili aracıdır. Eleştiri, farklı olanı görmek, anlamak ve daha da anlaşılır kılmaya çalışmaktır. Yaratıcılık, daima farkedilmek ister. Dürüst eleştirmenler, yaratıcı yetilerinin yanında takdir edebilme, değerlendirebilme yetileri de gelişmiş olan kimselerdir. Dürüstlük ,yansızlık ve adalet olmadan eleştiri olmaz. Eleştirinin temel amacı, ortaya çıkan eserin/bilimsel sonuçların ilgilenenler için daha anlaşılır kılınmasını sağlamak, o yollarda yürümek isteyenlerin ufkunu açmak, konuya farklı açılardan da bakılabileceğini göstermek, varsa ciddi hatalar, tekrarlanmaması için uyarmaktır. En çok da bilim adamının ihtiyacı vardır eleştiriye.

Çünkü eleştiri olmadan, eleştirel yaklaşım esas alınmadan bilimden ve bilimsel gelişmelerden söz edilemez. Din alanının da, en az sözünü ettiğimiz alanlar kadar, belki de daha fazla eleştiriye ve eleştirel yaklaşıma ihtiyacı vardır. Ancak, din söz konusu olunca, ağırlıklı olarak dinin yanında yer alanlar “savunmacı”, karşısında yer alanlar da “saldırgan” bir tavır takınmaktadırlar. Dolayısıyla, din alanında “anlama” devreden çıkmaktadır. Doğru bilgi olmadan “anlama”nın anlamı olmaz. Din alanının eleştiri dışı tutulması, daha çok, dinden çıkma ve günah işleme korkusundan kaynaklanmaktadır. Din anlayışımızın kaynakları ve niteliği, inancımızın vahyî ve mantıkî temelleri bilinmezse, akıldışılık ve korku egemen hale gelebilir. Belirsizlik ve bilgisizlik, korkuyla birlikte kutsallığı ve gizemi bir “sığınak” olarak, öne çıkartabilir. Korkunun, irrasyonelliğin ve bilgisel temelleri olmayan kutsallığın eleştiriye tahammülü olmaz.

Devamını oku...

Pazartesi, 09 Kasım 2015
Uzun bir yapılandırma sürecinin ardından web sayfamız tekrar yayında. Güncelleme süresince yaşayabileceğiniz içerik ve görünüm sıkıntıları için özür dileriz.

En Çok Okunanlar

София plus.google.com/102831918332158008841 EMSIEN-3

Din | Akıl | Bilim