Köşe Yazıları

Hasan Onat'ın Kaleminden Çeşitli Yayın Organlarında Yayınlanmış Köşe Yazılarını Burada Bulabilirsiniz

Rahmet ve Bereket Ayında Keşif Yolculuğu

Ramazan, insanı özünden kavrayan, bireysel ve toplumsal planda değişim ve dönüşümü kolaylaştıran bir zaman diliminin adıdır. Üç Aylar’ın girişi, kandil günleri Ramazan’ın habercileridir. Ramazan yaklaştıkça, farklı bir iklim kuşatır Müslümanları. Tatlı bir heyecan dalgası, tatlı bir telaş ister istemez kendi varlığını hissettirir. Bir buçuk milyar Müslüman, bu bir aya farklı bir gözle bakar. Ramazan, rahmet, mağfiret ve bereket ayı olarak bilinir. Ramazan, Hz. Muhammed’in ifadesiyle “cennet kapılarının açıldığı, cehennem kapılarının kapatıldığı” bir aydır. Oysa, salt “zaman” kavramını merkeze alarak düşünecek olursak, Ramazan’ın Ay Takvimi’nde yer alan 12 aydan birisinin adı olduğunu görürüz. Bir zaman diliminin, başka zaman dilimlerinden farkı, insanın ona yüklediği anlam sayesinde olur. Bu bakımdan, Ramazan günlerini farklı kılan birtakım ciddi sebeplerin olması gerekir. Daha açık bir ifadeyle, Ramazan’ı farklı kılacak olan biziz. Eğer bizler, bu 29 gün boyunca gerçekten “anlamlı” denilebilecek işler yaparsak, enerjimizi Kur’an’ın ifadesiyle “salih amel”e, iyi işlere dönüştürmeyi başarabilirsek, bu zaman dilimi, hayatımızın en güzel zaman dilimi olabilir. Daha da ötesi, bundan sonraki hayatımız da Ramazan tadında geçebilir. Ancak, insanla ilgili her şeyin temelde “farkındalık”la ilgili olduğunu hemen hatırlamalıyız.

Kur’an,. Ramazan’la ilgili farkındalığı bilinç düzeyine taşımak için iki önemli hususa dikkat çeker: Birincisi, Ramazan Kur’an’ın insanla buluştuğu zaman dilimidir. Kur’an’ın “bin aydan daha hayırlı” olduğunu belirttiği Kadir gecesi, Ramazan’ın gecelerinden birisidir. Kadir gecesini bu denli önemli ve anlamlı kılan, Kur’an’ın o gece insanın dünyasını aydınlatmaya başlamasıdır. O zaman, şu gerçeğin altını çizmekte fayda vardır: Ramazan’ı anlamlı kılan Kur’an ise, Müslüman insan, Kur’an’ı anladığı kadar, Kur’an’dan hareketle değer üretebildiği kadar bu güzel günleri kendisi için daha anlamlı ve yararlı hale getirebilir. Daha açık bir ifade ile, Müslüman, Kur’an’ı anladığı kadar Müslüman olabilir.

Devamını oku...

Kur'an'ı Yeniden Keşfetmek

Kur’an, 300’ü aşkın yerde “düşünmez misiniz?”, “ ibret almaz mısınız?” şeklindeki uyarılarla insanı düşünmeye davet etmekte ve “aklını kullanmayanların pislik içinde kalacakları”nı söylemektedir (10/100).. Kur’an, Yüce Yaratıcı’nın rahmet ve merhametini yansıtan, insanoğluna gönderdiği en büyük “öğüt”, “kurtarıcı”, “doğru yolu gösterici” ve “şifa ve rahmet kaynağı”dır.

Kur’an’ı önyargılardan arınmış olarak okuduğunuzda, onun inşa edici, arındırıcı, yüceltici boyutu kendiliğinden ön plana çıkmaktadır. Ancak, Kur’an’la, Müslümanların Kur’an algısının ne kadar örtüştüğü sorusu, işin gerçeği, insanın içini acıtmaktadır. İnsan, ister istemez “Müslümanlar hiç Kur’an okumuyorlar mı?” diye sormak zorunda kalmaktadır. Mevcut Kur’an algısı, gerçekten de Kur’an’la örtüşen bir algı değildir. Bu durumda ilk yapılacak iş, Kur’an’ı yeniden keşfetmek olmalıdır diye düşünüyoruz.

Devamını oku...

Doğanın Dip Seslerine Hiç Kulak Verdiniz mi?

Modernitenin insana yaptığı en büyük kötülüklerden birisi, belki de onu tabiattan, varlık bütünlüğünden kopartmasıdır. İnsan, gitgide üzerinden yaşadığı “toprak”a ve kendine yabancılaşmaktadır. Modern insan, kendinden kaçarken, kalabalıkların içinde yok olmayı marifet saymaktadır. Modern insan, kendisi ile baş başa kalmaktan korkmakta, aklını susturabilmek için akla gelen her yolu denemektedir. Buna postmodernitenin getirdiği “dijital kuşatılmışlık” da eklendiğinde, gerçeği görebilmenin, gerçeklerle yüzleşebilmenin ne kadar zor olduğu daha kolay anlaşılmaktadır. Kanaatimize göre, küresel boyut kazanan şiddet ve terörün de, insani değerler alanındaki erozyonun da, içine sürüklendiğimiz “varoluşsal anlam boşluğu”nun da temelinde, insanın varlık bütünlüğünden kopması ve kendine yabancılaşması yatmaktadır. İnsan olmanın başlı başına bir değer olduğunu, ancak kendi varlığının, evrendeki yerinin farkında olanlar anlayabilir.

Devamını oku...

Gözleriyle Hayata Tutunmaya Çalışan Çocuklar

Büyük şehirlerin üstünde, her geçen gün daha az yıldız göründüğünün bilmem farkında mıyız? Çoğu zaman, apartman bloklarının arasından sızan gün ışığı ile yetinmek zorunda kalıyoruz. Güneşi görmeyi unuttuk. Yıldızlar, aklımıza hiç gelmiyor. İnsanoğlunun, zaman zaman uzayın derinliklerine doğru yönelmesi, sürekli genişleyen evrenin sınırlarında dolaşması gerekiyor. Aksi taktirde, küçücük dünyaya çakılı oluşumuz yetmezmiş gibi, kendi içimizde de, nefes almamızı zorlaştıracak zindanlar yaratabiliriz.

Kur’an insanın topraktan yaratıldığını söyler. Bu, insanın var kalabilmek için, toprağa muhtaç olduğunu da gösterir. İnsanı anlayabilmek için toprağı tanımak gerekir. Toprak, hem başlangıçta/ yaratılışta, hem de bitişte/ ölümde insanı eşitler. İnsanın, insan olduğunu unutmaması için, ayağının topraktan kesilmemesi lazımdır.

Kur’an, insanın dikkatini yerle/ toprakla birlikte, gökyüzüne de çeker. Kur’an’ın, ondört asır önce, yer ve gök bitişik iken sonradan ayrıldığına işaret etmesi anlamlıdır: “Küfürde direnenler, göklerle yerin başlangıçta bitişik olduğunu, daha sonra bizim onları birbirinden ayırdığımızı ve bütün canlıları sudan yarattığımızı bilmiyorlar mı? Bu gerçekler karşısında hala inanmayacaklar mı? “(21/30). Aynı şekilde, “evreni gücümüzle inşa eden Biziz. Onu istikrarlı bir şekilde genişleten de Biziz” (51/47), ayeti de, üzerinde ciddi olarak düşünülmeyi hak etmektedir.

Devamını oku...

Site içi arama

София plus.google.com/102831918332158008841 EMSIEN-3

Din | Akıl | Bilim