Makele Arşivi

Hasan Onat Tarafından Kaleme Alınmış Yazılara Bu Bölümden Ulaşabilirsiniz.

Alevilik-Bektaşilik, Din Kültürü Ahlak Bilgisi Dersleri ve Diyanet

a. Alevilik -Bektaşilik

Türkiye ilginç bir ülke!... Sorunların çözümü, onların içinden çıkılamayacak derecede karmaşık hale getirilmesinde yatıyormuşçasına, sorunları çözecek/çözmek durumunda olan birtakım kurum ve kuruluşlar, önce sorunları görmezlikten geliyor; sonra da çözermiş gibi yaparak işi zamana bırakıyorlar. Kürt sorunu böyle... İrtica sorunu böyle... Başörtüsü sorunu böyle...Avrupa Birliği ile ilgili sorunlar böyle... Akla gelen hangi önemli sorun varsa, çözmek konusunda irade beyan edenlerin bile, sorun çözmek gibi bir niyetlerinin olmadığını, sorunların kalıcı hâle gelmesinden yarar umulduğunu düşünmeden edemiyor insan...

İşte Alevilik-Bektaşilik sorunu da, bu kapsamda giderek çözümsüz hale getirilmek istenen sorunlardan birisi... Sorunun çözümünü zorlaştıran en önemli husus, konu ile ilgili bilimsel araştırmaların yok denilebilecek kadar az olması ve bu alandaki bilgi boşluğunun hem keyfi Alevilik inşalarını, hem de konunun farklı açılardan istismarını kolaylaştırmasıdır. Siyasilerin bu konu ile ilgili olarak söyledikleri her söz, attıkları her adım, sorunu daha da karmaşık hale getirmekten başka hiçbir işe yaramıyor. Diyanet İşleri Başkanlığı, esasta bir istihdam kurumu olduğu gerçeğini unutup, etkinlik alanını genişleterek farklı roller üstlenmeye başlayınca, Alevilik konusunda iyi niyetle söylenen birtakım sözler bile, Alevi-Bektaşi kesimi ayağa kaldırmaya yetiyor. Sorunun çözümü, öncelikle, konu ile ilgili bilimsel bilginin üretilmesinde ve bu bilginin etkili yetkili merciler tarafından önemsenmesinde ve değerlendirilmesinde yatmaktadır. Avrupa Birliği konusunda müzakere süreci başlamıştır. İlerleme Raporları’nda Alevilik-Bektaşilik konusunda dikkat çekilen hususlar bile, bilimsel bilginin dışında atılacak her adımın, ileriye yönelik çok ciddi sıkıntılar doğurabileceğini göstermiştir.

Devamını oku...

Türkiye’nin İçine Sürüklendiği Gerilim Ortamı ve Çıkış Yolları Üzerine

I

Söze “engeller aşılmak, sorunlar çözülmek için vardır” diyerek başlamak gerekiyor. Çünkü Türkiye’de sorunların üstesinden gelinemeyeceği gibi bir kanaat yavaş yavaş kolektif bilinçaltına yerleşiyor. İki asırdır bize söylenen “siz asla uygarlaşamazsınız/ adam olamazsınız” ifadesi, kendi iç dünyamızda “biz adam olmayız” şeklinde makes bulmaya başladı. Sorunları doğru anlaması ve sağlıklı çözüm üretmesi gereken beyinlerimiz, öncelikle bardağın boş tarafı ile işe başlamayı marifet sanıyor; bu yüzden de pek sorunun çözülmüş olduğunu bile fark etmiyoruz.

Tarih bilgi ve bilincinden yoksun olduğumuz için hem boğuştuğumuz sorunların çoğunun bize geçmişten miras kaldığını göremiyoruz; hem de çözümü geçmişte arıyoruz. Bu makale, Türkiye’nin bütün sorunlarının kendi iç dinamiklerimizle, kendi irademizle çözülebileceği iddiasından hareketle kaleme alınmıştır. Teklifimiz şudur: Gelin hep birlikte, hangi tür sorun olursa olsun, önce doğru bilgi sahibi olarak, bilgi zemininde konuşma/tartışma kararı alalım. Biz bilgi ile değil, duygularımızla konuşmaya, tartışmaya çalışıyoruz; duygular sorun çözmez; sorun bilimsel/doğru/güvenilebilir/savunulabilir bilgi ile ve bilimsel yöntemlerle çözülür.

Devamını oku...

Bilim, Bilimsel Yöntem ve İslam/ İlahiyat Bilimlerinde (Ulumu Diniyye) Yöntem Sorunu

Konunun Önemi

Bilim, gücü ve etkinliği görmezlikten gelinemeyecek kadar önemlidir. İnsanlığın tarihsel akışında, kültür ve uygarlıkların yaratılmasında etkin olan unsurların başında bilim vardır. Bugün bütün dünyayı etki çemberi altına alan çağdaş Batı Uygarlığı, ağırlıklı olarak “Batılı Bilim Paradigması” doğrultusunda, bu paradigmanın biçimlendirdiği bir insan ve evren tasavvuru çerçevesinde şekillenmiştir.

Batı Uygarlığı’nı, duygusallığı bir kenara bırakarak bütün yönleriyle sağlıklı bir şekilde değerlendirebilmek ve doğru anlayabilmek için, önce, etkin olan bilim paradigmasının doğru çözümlenmesi gerekmektedir. Batı, bir yandan, “demokrasi”, “laiklik”, “hukukun üstünlüğü”, “insan hakları” gibi, “yüksek evrensel değerler” olarak öne çıkan değerlerin dünya ölçeğinde kabul görmesini ister ve beklerken; diğer yandan da, hem bu değerleri, hem de insanın yaşaması için gerekli olan doğal ortamı, kendi çıkarları doğrultusunda tahrip etmektedir. Daha açık bir ifade ile, insanlığın geleceği, bugün gücü elinde bulunduran ve dünyayı istedikleri gibi değiştirme ve dönüştürme hakkına sahip olduklarını zanneden ülkeler/devletler/insanlar tarafından gittikçe daha da karanlık hale getirilmektedir. İnsanlığın geleceği, bu dünyada insanca yaşamak gibi bir kaygısı olan herkesi ilgilendirecek kadar önemli bir meseledir. İnsanlığın daha insani bir bilim ve teknoloji anlayışına ihtiyacı vardır. İnsanlığın, insan olmanın ortak paydasını yeniden kurmaya ve insanca yaşamaya ihtiyacı vardır. Kısaca insanlığın insan fıtratına uygun yeni bir uygarlığa ihtiyacı vardır. Bunun yolu da, yeni bir din anlayışından ve yeni bir bilim anlayışından geçmektedir.

Devamını oku...

XVIII. Asırda Sünni- Şii İttifak Arayışları Üzerine

Müslümanlar, on dört asrı aşan tarihlerinin belki de en zor döneminden geçmektedirler. Bunun adı, bir anlamda varlık-yokluk mücadelesidir. Ya bütün insanlığa ışık tutacak yeni bir din anlayışı ile yeni bir uygarlık yaratmayı başaracaklardır; ya da tarihin karanlıklarında kaybolmaya mahkum olacaklardır.

Mevcut din anlayışı, Müslümanların dünyayı bir bütün olarak algılamalarını, gelecekle ilgili evrensel ölçekli projeler yapmalarını güçleştirdiği gibi, aynı zamanda Müslümanlar arasındaki bölünme ve parçalanmayı da teşvik etmektedir.

Oysa küreselleşme, demokrasi, laiklik, hukukun üstünlüğü, insan hakları gibi evrensel değerlerin bütün dünyada ön plana çıkmasını sağlamış; bu doğrultuda sosyo-kültürel bütünleşme arayışlarını doruk noktasına taşımıştır. Gelişmiş ülkeler, kendi güvenlikleri açısından sağlam birliktelikler oluşturmaya başlamışlardır. AB bunun en çarpıcı örneklerinden birisidir. Bir buçuk milyara yaklaşan Müslümanların yaşadıkları yerlere baktığımızda ise, tam tersini görmekteyiz. İslam dünyası, kelimenin tam anlamıyla param parçadır. Birbirleri ile gerçekten dost olan Müslüman ülke bulmak, neredeyse imkansız gibidir. Daha da ötesi, aynı bayrak altında, aynı topraklarda yaşayan Müslümanların bile birbirleri ile ilgili ciddi sorunları vardır. Biz, Müslümanların yaşadıkları sorunların önemli bir kısmının din anlayışları ile doğrudan ilgili olduğunu düşünmekteyiz.

Devamını oku...

Site içi arama

София plus.google.com/102831918332158008841 EMSIEN-3

Din | Akıl | Bilim