Makele Arşivi

Hasan Onat Tarafından Kaleme Alınmış Yazılara Bu Bölümden Ulaşabilirsiniz.

Müslüman Olmak, Mazide Yaşamak Değildir

Yaşlıların, niçin daha çok gençlik ve çocukluk yılları ile ilgili hatıralara tutunduklarını hep merak etmişimdir. Yaratıcılık, insanın en belirgin özelliklerinden birisidir. Hayatın anlamının ve mutluluğun yaratıcılıkla doğrudan ilgisi vardır. Anlam arayışının engellenmesinin ciddi psikolojik sorunlara yol açtığı bilinen bir husustur. Günümüz Müslümanı, daha çok kendisinin ürettiği ciddi bir anlam daralması ile karşı karşıyadır.

Bir başka ifadeyle, en temelde insan hayatına anlam kazandırmak için var olan İslam dini, mevcut anlaşılma biçimi ile, insanın anlam arayışına sağlıklı cevaplar üretilemez hale getirilmiştir. Din alanında şeklin ön plana çıkması, evrensel ölçekte değer üretilemeyişi, dini hayatın yeterli düzeyde nezih hale getirilemeyişi hemen göze çarpan belirtilerdir. Daha da önemlisi, geçmişe öykünme, hem Müslümanların psikolojisini bozmakta ve yaratıcı yetileri dumura uğratmakta; hem de yoğun bir günahkarlık ve suçluluk duygusu uyandırmaktadır.

İnsan ister istemez şöyle düşünmek zorunda kalmaktadır: Yaratıcılıklarını yitiren birey ve toplumlar, tutunabilecek bir dal bulabilmek için bütünüyle maziye yönelirler; mazide yaşamaya, hatta mazide tatil yapmaya başlardır. İnsan hayatına anlam kazandırmak için var olan din, bu işlevini insanı özgürleştirerek gerçekleştirir. Bu özgürlük, geçmişe ve geleceğe yönelik olmak üzere iki boyut taşır. İnsanın geleceğe yönelebilmesi, gelecek tasarımı yapabilmesi için geçmişin esiri olmaktan kurtulması lazımdır. Bunun için de, geçmişin eleştirel bir yaklaşımla doğru okunmasına ve sağlıklı bir tarih bilincinin oluşturulmasına ihtiyaç vardır. Sağlıklı tarih bilinci ancak doğru, sağlam ve güvenilebilir bilgi ile inşa edilir. Aslında tarih, geçmişten bize intikal eden bilgi, belge ve bulgulara göre insanın gerçekleştirdiği bir inşa faaliyetidir. Tarih ve geçmiş aynı şey değildir. İşte tarih bilinci, öncelikle tarihle geçmişin farklı olduğunu fark etmekle başlar. İnsan tarihsel bir varlıktır. Yeterli tarih bilgi ve bilincinden yoksun olmak, eğer gelecekle ilgili belirsizlikler insanı bunaltmaya başlarsa, geçmişin idealize edilmesi gibi bir sonucu beraberinde getirebilir.

Devamını oku...

Kadının Olmadığı Yerde Uygarlık Olmaz

Toplumların gelişmişlik düzeyi ile ilgili en şaşmaz ölçüt kadının yeridir. Kadınlara hak ettiği değerin verilmediği bir toplumun uygar olduğundan, gelişmiş olduğundan asla söz edilemez. Çünkü, uygarlık en temelde insan olmanın başlı başına bir değer, hem de insanlığın temel değeri olduğu gerçeği üzerine inşa edilir. İnsanoğlu, insanlığı “ana”dan öğrenir. Kadına saygı duymayanlar, insan olma sürecinin en alt basamaklarına takılıp kalmış sayılırlar.

Medeniyetin merkezine “insan”ı, insana saygıyı yerleştirerek düşündüğümüzde, “kadın” sorununun sadece Müslümanların değil, bütün insanlığın sorunu olduğunu görmezlikten gelemeyiz. Gerçekten de, dünyanın her yerinde, yeterince insan olamayanların, vahşiliklerini, cahilliklerini, ezilmişliklerini kadın üzerinden yansıttıklarını görmekteyiz. Bu durum, Müslüman kadının acılarını elbette hafifletmez. Eğer bugün bir buçuk milyara yaklaşan Müslümanların yaşadıkları bölgelerde hala kan varsa, hala gözyaşı varsa, bu hem en çok sıkıntı çekenin kadınlar olduğunu, hem de, kadına saygıyı öğrenemeyen ve içselleştiremeyen toplumların ezilmeye mahkum olduklarını gösterir.

Devamını oku...

Yüksek Güven Kültürü

İnsanoğlunun bireysel ve toplumsal planda gerçek mutluluğu, temelde “güven”le ilgilidir. Kendi varlığının farkında olan insan, her şeyden önce, can emniyetinin olduğu yerde insan olmanın anlam ve önemini kavrayabilir. Her insan, kafasını yastığa koyduğu zaman, güven içinde uyumak ister. Çünkü uyku anı, güvenlik açısından insanın en zayıf olduğu andır.

Her insan canının, malının, namusunun emniyette olduğu, temel hak ve özgürlüklerin özel olarak korunduğu, özgür ve güvenli ortamlarda yaşamak ister. Çünkü, insan, yaratıcı yetilerini özgür ve güvenli ortamlarda etkin kılabilir. Hayatın anlamı insanın yaratıcı yetilerinde gizli olduğu için, anlam arayışı, hiçbir engel tanımadan kendine uygun ortamı bulmaya çalışır. Belki de bu yüzden, kültür ve uygarlıklar, her bakımdan güvenli olan, hukukun üstünlüğü bilincinin geliştiği, adaletin etkin olduğu yerlerde daha kolay yeşerme imkanı bulmuşlardır. Para ve bilim, daima güvenli limanlarda demir atar. Her insan, herhangi bir haksızlığa uğradığı zaman, eninde sonunda hakkına kavuşacağını, haksızlık yapanların cezasız kalmayacağını bilmek ister. Hukuk yoksa, adalet olmaz; adaletin olmadığı yerde kalıcı değerler üretilemez.

İnsanca yaşayabilmek, her şeyden önce insanın kendisini güven içinde hissetmesine bağlıdır. Aslında din, ahlak ve hukuk, esas itibariyle insanca yaşayabilmenin temel ortak paydasını sağlamak için vardır. Ancak güven bilgi, bilinç ve ilkelerle var olur. İslam dini, hem iman, hem de davranış planında ilkeli insanı amaçlamaktadır. İlkeli olmanın ilk basağı, ilkeli olma bilgi ve bilincidir. İkinci basamak doğru düşünmektir. Üçüncü basamak ise, doğru olanı gerçekleştirmektir. Kısaca Tevhid ve dosdoğru olmak, ilkeli olabilmenin en kısa formülü olarak karşımıza çıkmaktadır.

Devamını oku...

Güneşin Doğuşu Batışından Daha Görkemli Olur

Güneşin doğuşu her zaman muhteşem olur; her ne kadar insanların çoğu güneş doğarken karanlıkları yaşam biçimine dönüştürmek istercesine yorganın altına saklansalar da. Güneş doğarken kendilerini uykuya mahkum edenler, elbette güneşin batışının güzelliği ile yetinmek zorunda kalacaklardır. Güneş doğarken ufuk çizgileri iyice belirgin hale gelir, netleşir. Sanki varlık-yokluk sınırının açığa çıkması gibi bir şey bu.

Güneş, her sabah yeni bir güneş olarak doğar. Önce yıldızlar, belki de güneşe saygılarından bir bir gözden uzaklaşmaya başlarlar. Ay sessizce bir kenara çekilir. Güneş, doğarken kamaştırır gözleri; ısıtmasa bile aydınlatır her yeri; eritir karanlıkları, arıtır ruhları. Yüce Yaratıcı Şems (Güneş) suresinde şöyle buyurur: “Güneşi ve onun aydınlık veren parlaklığını düşün, ve güneşin ışığını yansıtan ayı! Dünyayı gün ışığına çıkaran gündüzü düşün; ve onu karanlığa boğan geceyi. Gökyüzünü ve onun harika yapısını düşün ve yeryüzünü, onun genişliğini.

İnsan benliğini düşün; ve onun nasıl amacına uygun şekillendirildiğini. Ve nasıl ahlaki zaaflarla olduğu kadar sorumluluk bilinciyle de donatıldığını düşün! Her kim (benliğini) arındırırsa, kesinlikle mutluluğa erişecektir; onu (karanlığa) gömen ise hüsrandadır.” (Şems, 91/1-10) Bu sureyi anlayabilmek için, gerçekten de güneşin doğuşunu izlemek gerekiyor. Güneşin ilk ışıkları ile birlikte,

Devamını oku...

Site içi arama

София plus.google.com/102831918332158008841 EMSIEN-3

Din | Akıl | Bilim