Makele Arşivi

Hasan Onat Tarafından Kaleme Alınmış Yazılara Bu Bölümden Ulaşabilirsiniz.

Bayramlar, İnsan Olmanın Anlamının Sorgulandığı Günlerdir

İslam, insanlara insan olmanın, insanca yaşayabilmenin temel ortak paydasını kazandıran bir dindir. İslam, en temelde Allah’a yönelik bilinçli teslimiyettir. Müslüman insan, kendi varlığının farkında olarak Yüce Yaratıcı’nın varlığını anlamaya ve anlamlandırmaya çalışır. Namaz, oruç, hac, zekat gibi temel İslami ibadetler, insanın kendisi, yaratıcısı ve evren hakkındaki farkındalık düzeyini daima yukarı taşır.

İşte idrak ettiğimiz Ramazan ayı, hem insana kendisi, Yaratıcısı ve toplumla ilgili olarak barış içinde yaşama bilinci kazandırır, hem de insanı değer üretme konusunda teşvik eder. Unutmamak gerekir ki, insan olmak, başlı başına bir değerdir. İnsan olmak, insanı sevmeyi bilmek ve Yaratan’dan ötürü yaratılanı hoş görmektir. Biliyorsunuz, sevinç ve mutluluk paylaşıldıkça artar. Bayramlar, sevincin, mutluluğun, insanı insan yapan değerlerin ve güzelliklerin en üst düzeyde paylaşıldığı günlerdir. Öyleyse, gelin bu Bayram biraz yüreğimizin sesine kulak verelim.

İnsan olmanın başlı başına bir değer olduğunu tekrar düşünelim; Yüce Yaratıcı’ya bize verdiği nimetler için şükredelim. İnsana verilen en büyük nimet akıl ve beden sağlığıdır. Hemen hastalarımıza da acil şifalar dileyelim. Sevgili peygamberimiz Hz. Muhammed der ki: “Beş şey gelmeden önce, beş şeyin kıymetini bilin: Hastalıktan önce sağlığın, meşguliyetten önce boş vaktin, fakirlikten önce zenginliğin, ölümden önce hayatın, ihtiyarlıktan önce gençliğin”. Dikkat edersek, bu uyarının insanın en çok ihmal ettiği alanlara işaret ettiğini anlayabiliriz. Sağlıklı isek, hastalık aklımızın ucundan bile geçmez. Ölüm gerçeğini hatırlamak rahatımızı kaçırır. Gençler bir gün ihtiyarlayacaklarını hiç düşünmek istemezler.

Devamını oku...

Kadir Gecesinde Kur'an'ı ve İnsanı Düşünmek

İnsan evrenin bilinen en muhteşem varlığı. Yüce Yaratıcı insanı en güzel şekilde yaratmış (95/4); ona akıl ve hür irade vermiş; vahyin ışığında kendini inşa etmesini istemiştir. Bu bakımdan hayat bir sınavdır; iyiyi, doğruyu ve güzeli gerçekleştirme sınavıdır. Allah, her şeyi kuşatan rahmetinin ve merhametinin gereği olarak insan aklına destek olsun diye vahiy göndermiştir.

İşte “bin aydan hayırlı” (97/3) olduğu bildirilen Kadir gecesi, insan aklının vahiyle buluştuğu gecedir. Kadir gecesi, bütün değerini ve anlamını Kur’an’dan almaktadır. Yüce Allah Kadir suresinde şöyle buyurmaktadır: “Biz Kur’an’ı Kadir gecesinde indirmeye başladık. Sen Kadir gecesinin ne olduğunu bilir misin?

Kadir Gecesi bin aydan daha hayırlıdır. O gece melekler, Rablerinin izniyle, vahiyle inerler ve hayatın her alanına dair tam bir mutluluk/esenlik getirirler. Bu durum şafak sökene kadar devam eder” (97/1-5). Bu sureyi, İslam’ın bir anlamda özeti gibi olan, Fussılet suresinin 30. ayeti ile birlikte anlamaya çalışmak ufuk açıcı olacaktır: “Rabbimiz Allah’tır diyen ve sebatla doğru yolu izleyenlere/dosdoğru olanlara gelince, onların üzerine sık sık melekler iner (ve şöyle derler), ‘korkmayın ve üzülmeyin, işte alın size vaad edilmiş olan cennet müjdesini! (41/30). Kadir gecesi, insan aklı vahiyle buluştuğu için bin aydan daha hayırlıdır. Kur’an, bütün peygamberlerin çağrısının özünü oluşturan Tevhid gerçeği ile insanı özgürleştirir. Özgür insan, bilinçli olarak vahyin desteğini ister. Allah dileyen kimseyi hidayete erdirir.

İman aydınlığını yakalayan insan, “dosdoğru” olur. Kadir gecesinde inen melekler, insana, vahiyle buluşan aklın kazandıracağı “tam esenlik”i müjdelemektedirler. Tevhid’le özgürleşen; düşünce, tutum, tavır ve eylemlerinde dosdoğru olmayı ilke edinen; enerjisi iyi/güzel/doğru işi gerçekleştirmek ve üretmek için harcayan insan, başarıda ve mutlulukta evrensel boyutu yakalamış olur. Kadir gecesi bin aydan daha hayırlıdır. Çünkü, Kur’an’la birlikte, insanlığın tarihsel akışı değişmiştir. Artık mucize ve keramet dönemi bitmiştir.

Artık, aklın sağlıklı işlemesinin önündeki bütün engeller ortadan kalkmıştır. Ayrıca Kur’an’la insan arasındaki bütün engeller de, kalkmıştır. Kur’an okumanın bir tek ön koşulu vardır: “euzubillahimineşşeytanirracim” diyerek, ”şeytandan ve her türlü kötü/şaytani düşünceden Allah’a sığınmak”. Aslında bu, Kur’an’dan ileri düzeyde yararlanabilmek için, insanın her türlü ön yargıdan arınması, akla sağlıklı işleme imkanı hazırlaması demektir. Kadir gecesi bin aydan daha hayırlıdır; çünkü artık insanın gerçekleri görme konusunda hiçbir geçerli mazereti kalmamıştır. Kur’an, gerçekleri insana buldurtmak, keşfettirmek istemektedir. Nahl suresi bu hususun güzel bir örneğidir.

Vahyin, “Allah’tan başka tanrı” olmadığı konusunda bütün insanları uyarmak için gönderildiğine dikkat çeken yüce Allah (16/2), göklerin ve yerin “içsel bir gerçeklik (şaşmaz bir düzen) üzere”(16/3) yarattığını belirtip, “bir spermden yaratılan” insanın, bir anlamda Tanrı’ya kafa tutabilecek (hasimun mubin) bir varlık olabileceğini (16/4) belirtmektedir. İşte bundan sonraki ayetler, insanın çeşitli hususlar üzerinde düşünmesini ve aklını kullanarak, “ders alarak” , Yaratan’ı bulmalarını, O’na şükretmelerini; “Yaratan’ın yaratmayana hiç benzemediği”ni (16/17), her türlü putun, “yaratık“ olduğunu (Allah’ı bırakıp taptıkları şeyler hiçbir şey yaratamazlar, esasen kendileri yaratıktır) (16/20), anlamalarını istemektedir. “Tanrınız tek bir Tanrı’dır. ahrete inanmayanların kalpleri bunu inkar eder, onlar büyüklük taslarlar” (16/22). Allah’ın affetmeyeceğini bildirdiği tek günah “Allah’a eş koşma”dır(4/48,116). Bunun da sebebi, insanın yersiz gurur ve kibridir.

Devamını oku...

İslam Hayatı ve Barışı Esas Alır

Din insan için, insan hayatına anlam kazandırmak için vardır. Ne var ki, insanlık tarihi boyunca, iktidarı/gücü elinde bulunduranlar, bunun sürekliliğini ve meşruiyetini sağlayabilmek için dini kullanmaktan hiç çekinmemişlerdir. Bu doğrultuda, dinden beslenen şiddet ve terör hep olagelmiştir. Bu durum, dinlerden çok, insanın sorunudur.

Bu sebepten, hiçbir din, anlam kaymasının en açık tezahürlerinden olan şiddet ve terörü doğrudan desteklemez. Ancak, her dinde var olan “şehitlik”, “cihat” gibi, insanın “kendini feda etmesi” olarak yorumlanabilecek birtakım ögeler, dinin şiddetle birlikte anılmasını kolaylaştırmıştır. Aradığımız zaman, her dinde, hatta her ideolojide şiddete ve teröre açık olan bir boyut bulmak imkan dahilindedir. Son yıllarda, özellikle 11 eylül 2001 sonrasında, gittikçe artan bir dozda İslam’la şiddet ve terör arasında bir bağ tesis edilmeye çalışılmaktadır.

Burada öne çıkartılan öge, “cihat” ve şehitlik olmaktadır. Hemen belirtmeliyiz ki, İslam, ölümü değil, hayatı esas alan bir dindir. Her insan, Kur’an’ın “sınav” olarak nitelendirdiği iyiyi, güzeli ve doğruyu gerçekleştirebilmek için yaşamak zorundadır. Bu sınav, insanın kendini inşa etme/kendini gerçekleştirme sınavıdır. Müslüman insan, savaşa bile ölmek, şehit olmak için değil; barışı sağlamak, insanca yaşayabileceği bir ortam hazırlamak için gider; ölürse şehit olur. Şehitlik, körü körüne ölüme gitmek değildir; yaşamak için bilinçli olarak çalışırken, daha iyi yaşamak için yollar aranırken ölmektir. Bu sebepten, Kur’an, haksız yere insan öldürülmesini yasaklamıştır.

Devamını oku...

Din İnsanı Özgürleştirir

İnsan akıl ve hür irade sahibi olan, yaratıcı yeteneklerle donatılmış olan bir varlıktır. Yüce Allah insanı en güzel şekilde yaratmıştır. Yüce Allah, insana destek olmak için vahiy göndermiştir. Hür irade sahibi olan insan, doğru verilerle aklını doğru kullanmayı başardığı zaman doğrulara, hakikate ulaşabilir. Ancak, biliyorsunuz, doğruyu bilmek,

her zaman doğru olanı yapmak anlamına gelmemektedir. İşte din burada devreye girmekte, insanın iyi, güzel ve doğru olanı gerçekleştirmesi için ona yardımcı olmaktadır.

Din, en temelde insan hayatına anlam kazandırmak için vardır. Öyleyse, öncelikle dinin ne olduğu sorusunu kendimize sormamız gerekmez mi?. “Din nedir?” şeklindeki bir soruya, herkesi tatmin edecek bir cevap vermek gerçekten zordur. Bu konuda yüzlerce tanım denemesi vardır. Daha önceki İslam alimleri dini, “insanları, kendi hür iradeleri ile dünyada ve ahirette mutluluğa götüren yol” şeklinde tanımlamışlardır. İslam’ı merkeze alarak düşünecek olursak, dinin tanımının Kur’an’daki evrensel kurucu ilkelerin ışığında yapılması gerektiğini söyleyebiliriz. Buna göre dinin merkezinde Tevhid, yani tek Tanrı inancı vardır. Tevhid olmadan İslam’dan söz edilemez. Tevhid, inanç dünyasını aydınlık hale getirerek, sevilen ve korkulan şeyleri putlaştırma tehlikesini ortadan kaldırarak, sağlıklı bir öncelikler sıralaması imkanı sağlayarak insanı özgürleştirir. Ahiret ve nübüvvet inancı, Tevhid’i destekleyen iki önemli unsurdur. İşin bir de davranışlarla, eylemle ilgili boyutu vardır: “Dosdoğru olmak”. Ahkaf suresinin 13 ve 14. ayetleri sanki dinin özeti gibidir: “Rabbimiz Allah’tır deyip dosdoğru olanlar için hiçbir korku yoktur ve onlar üzülmeyeceklerdir. İşte cennetlikler bunlardır ve yaptıkları güzel işlere karşılık olarak orada sürekli kalacaklardır”. Dinin temel işlevi biraz önce de belirttiğimiz gibi, insan hayatına anlam kazandırmaktır. Bunun için vardır din. Çünkü Tanrı-insan ilişkisi sağlıklı bir şekilde çözümlendiği zaman, insan kendisinin evrendeki yerini bulma imkânına kavuşur ve bu noktada yaratıcı yeteneklerini de, en üst düzeyde etkili kılmak için, harekete geçirir.

Devamını oku...

Site içi arama

София plus.google.com/102831918332158008841 EMSIEN-3

Din | Akıl | Bilim