Makele Arşivi

Hasan Onat Tarafından Kaleme Alınmış Yazılara Bu Bölümden Ulaşabilirsiniz.

Küreselleşme ve İslam'ı Yeniden Düşünmek

a. Küreselleşme Üzerine

Küreselleşme, en basit şekliyle, insanlar arası etkileşimin küresel bir boyut kazanmasıdır. Belki de insanlık tarihinde ilk defa, bütün insanlığı küresel ölçekte böylesine etkilemek, yönlendirmek, hatta biçimlendirmek mümkün hale gelmiş bulunmaktadır. Demokrasi, laiklik, hukukun üstünlüğü, insan hakları gibi değerler, tüm insanlık için ortak hale gelmiştir.

Tüketim ve eğlence kültürü, bütün insanlığı birden kucaklamaktadır. Terör bile küresel bir nitelik kazanmıştır. Hayatın bütün alanlarında, küresel bir etkileşim söz konusudur. Öyle ki, karşı çıkmak ya da taraf olmak, küreselleşmenin etki çemberine girmek veya bundan çıkmak anlamına gelmemektedir; belki etkileşimdeki yoğunluk ve bilinçlilik düzeyi farklılaşmaktadır. Bu sebepten, küreselleşmeye taraf, ya da karşı olmaktan ziyade, küreselleşmenin etkilerini ve sonuçlarını, bütün insanlığın geleceğini de göz önüne alarak tartışmakta fayda vardır. Belki bir adım daha atarak, tüm insanlığın yararına olacak, bir yeni “orta yol” arayışından söz etmek de imkan dahilinde görünmektedir. Buna ihtiyaç vardır; çünkü insanların üzerinde yaşayabilecekleri yeni bir dünya henüz keşfedilmemiştir.

Küreselleşme, yer yer modernleşmenin yeni bir aşaması, yer yer de Amerika eksenli yeni bir kültür dalgasının dünyayı istila etmesi olarak anlaşılabilir ve yorumlanabilir. Her iki halde de, küreselleşmenin, güçlü bir ekonomik ve kültürel yapıya sahip olmayan, demokrasiyi içselleştirememiş kültürler için bir tehdit olarak algılanmasının kaçınılmaz olduğu açıkça görülebilmektedir. Küreselleşme önüne çıkan her şeyi çepeçevre kuşatmakta, hiçbir şey onun etkisinden uzak kalamamaktadır. Bu arada, birtakım bastırılmış yerel kültür öğeleri ve değerlerin de yeniden dirilme fırsatı buldukları gözden kaçmamaktadır.

Devamını oku...

Türkiye'de Din ve Laiklik

Türkiye'de Din ve LaiklikTürkiye’nin İçine Sürüklendiği Gerilim Ortamı ve Çıkış Yolları Üzerine

I

Söze “engeller aşılmak, sorunlar çözülmek için vardır” diyerek başlamak gerekiyor. Çünkü Türkiye’de sorunların üstesinden gelinemeyeceği gibi bir kanaat yavaş yavaş kolektif bilinçaltına yerleşiyor. İki asırdır bize söylenen “siz asla uygarlaşamazsınız/ adam olamazsınız” ifadesi, kendi iç dünyamızda “biz adam olmayız” şeklinde makes bulmaya başladı.

Sorunları doğru anlaması ve sağlıklı çözüm üretmesi gereken beyinlerimiz, öncelikle bardağın boş tarafı ile işe başlamayı marifet sanıyor; bu yüzden de pek sorunun çözülmüş olduğunu bile fark etmiyoruz. Tarih bilgi ve bilincinden yoksun olduğumuz için hem boğuştuğumuz sorunların çoğunun bize geçmişten miras kaldığını göremiyoruz; hem de çözümü geçmişte arıyoruz. Bu makale, Türkiye’nin bütün sorunlarının kendi iç dinamiklerimizle, kendi irademizle çözülebileceği iddiasından hareketle kaleme alınmıştır.

Teklifimiz şudur: Gelin hep birlikte, hangi tür sorun olursa olsun, önce doğru bilgi sahibi olarak, bilgi zemininde konuşma/tartışma kararı alalım. Biz bilgi ile değil, duygularımızla konuşmaya, tartışmaya çalışıyoruz; duygular sorun çözmez; sorun bilimsel/doğru/güvenilebilir/savunulabilir bilgi ile ve bilimsel yöntemlerle çözülür.

Devamını oku...

Türkiye’de Dini Semboller Üzerinden Yürütülen Zihniyet Kavgası: Kurumsallaşmış Korkular

Doğru Düşünmenin Önündeki Bazı Engeller:

İnsan, kelimelerle kavramlarla, imgelerle düşünen bir varlık. İnsan, hem kendi varlığının, hem de kendisinin evrendeki yerinin farkında olan bir varlık. İnsan, kendisini toplum içinde inşa etmek durumunda olan bir varlık. İnsanın bu varoluşsal özelikleri, onun yapıp etmelerinin anlaşılmasını kolaylaştırmaktadır. Bir başka ifadeyle, insanın buzdağına benzetilmesi pek yanlış olmaz; kelimelerle, davranışlarla dışa vurulan boyut, insanın bilinçaltından birtakım izler taşıdığı gibi, dışa vurulmayan kısmın ne denli derin olduğunu göstermektedir.

İnsan, akıl ve hür irade sahibidir; birtakım yaratıcı yetilerle donatılmıştır. Kültürü en genel anlamda, “insanın dış dünyada hazır bulduklarına yaptığı katkı” olarak tanımlarsak, insan yaratıcılığının boyutlarını daha kolay kavrayabiliriz. Yaratıcılık, öncelikle düşüncede başlamaktadır. Kur’an, “Adem’e isimlerin öğretilmesi”nden sez eder. (2/31). Bunun insanoğluna isimlendirme, neyin akla uygun/aykırı olup olmadığını bilme ve kavramlaştırma yetisinin verilmiş olması anlamına geldiğini fark etmek zor değildir. Nitekim, Kur’an, isimlerin öğretilmesinin sonrasında meleklerin insana secde etmelerinin söz konusu olduğuna dikkat çeker. (2/34). İnsanın kendini inşa edebilmesi; iyiyi, güzeli ve doğruyu gerçekleştirebilmesi, doğru düşünebilmesi ile doğru orantılıdır. Doğru düşünmek ise ancak doğru bilgi ile mümkün olabilir. Doğru bilgi, eşyanın hakikatına, yaratılışın yasalarına ve akla uygun olan bilgidir.

Devamını oku...

Ahmet Yesevi'nin Din Anlayışı ve Bektaşilikteki Bazı Yansımaları

Konunun Önemi

Ahmet Yesevi, bugün bile adından saygı ile söz edilen, Türklerin din anlayışına damgasını vurmuş önemli bir şahsiyettir. Onun varlığı, Türk dünyasının hemen her yerinde, Kazakistan’da, Kırgızistan’da, Türkmenistan’da vb. sanki halen yaşıyormuşçasına hissedilir.

Daha da ötesi, aradan geçen asırlar, bir yandan Ahmet Yesevi’yi mitolojik bir öge haline getirmiştir; öte yandan da, Türkler’in birbirlerini anlamaları, yeniden tanıyabilmeleri için kendisine sarılacakları bir ortak sembol haline dönüştürmüştür. Her ne kadar Ahmet Yesevi’nin gerçek hüviyeti, adı etrafında oluşturulan efsanelerle gölgelenmiş/perdelenmiş ise de, bu durum çekirdek halinde Ahmet Yesevi gerçeğinin bir tür korunma altına alınarak, aradan geçen onca asra rağmen bir anlamda yaşamaya devam etmesini sağlamıştır. Belki birden çok Ahmet Yesevi ortaya çıkmıştır; ama Ahmet Yesevi hepsinde öz olarak korunmuştur. Sonuçta, Ahmet Yesevi bütün Türklerin ortak dili haline gelmiştir. Bu sebepten Ahmet Yesevi, sadece Türkiye için, Türkiye’deki Alevilik-Bektaşilik için değil, bütün Türk dünyası için özel bir önem taşır.

Ahmet Yesevi, Arapça’nın bilim dili olarak genel kabul gördüğü, cennetin dilinin bile Arapça olduğu tartışmalarının yapıldığı bir zaman diliminde, Arapça ve Farsça bilmesine rağmen, insanlara İslam’ı anlatabilmek için kendi öz dilini, Türkçeyi tercih etmiştir. Bu tercih, onun doğrudan Kur’an’dan ve Hz. Muhammed’in sözlerinden damıtarak oluşturduğu din anlayışının, Türklerin oluşturdukları Müslümanlık için birinci derecede belirleyici olmasını sağlamıştır. Bir başka ifadeyle, Ahmet Yesevi, Türklerin İslam’ı anlamalarında istikamet veren yol haritasını çizmiştir. Ahmet Yesevi’nin günümüzde bile hem Alevi-Bektaşiler, hem de Sünni Nakşiler tarafından benimsenmesini tesadüflerle izah etmek, herhalde pek mümkün olmaz.

Devamını oku...

Site içi arama

София plus.google.com/102831918332158008841 EMSIEN-3

Din | Akıl | Bilim