• 1
  • 2

Öne Çıkan Makaleler

Yüce Yaratıcı her insanı, biricik özgün bir varlık olarak yaratmıştır. Aslında her insan bu gerçeğin farkındadır. Ancak, özgün bir varlık olmanın anlamı üzerinde pek kafa yormayız. Oysa bu gerçek, insanın kendini anlamasının, hayatı anlamlandırmasının anahtarı gibidir. İnsanlar görünüş olarak birbirine benzer. “İnsan” kavramının içeriğinin nasıl doldurulduğunu hepimiz gayet iyi biliriz.

Binbir çeşit varlığın içinde, insanı hemen ayırt edebiliriz. Bu şekil benzerlikleri, bizim kendimizi fabrikadan çıkmış arabalar gibi algılamamızı gerektirmez. En azından aynı isim ve aynı modelde üretilen arabaların birbirinden farklı olmayacağı ortak bir kanaattir.

Fakat, aynı anneden doğan ikizler bile, hatta tek yumurta ikizleri bile, kendisini kardeşinin aynısı olarak düşünmez. Öyleyse, insanların görünüşte diğer insanlarla olan benzerlikleri bizi yanıltmamalıdır. Bu benzerlikler bile özünde pek çok farklılığı barındırır. Örneğin, aynı nesneye bakan birden çok insanı düşünelim. Herkes kendi gözüyle görür. Yani gözlerimiz renkleri farklı olsa da birbirine benzer. Ya da daha anlaşılabilir bir ifadeyle, gözümüzün nasıl gördüğünü biliriz. Her göz aynı şekilde çalışır. Fakat, aynı nesneye bakmamıza rağmen, her insan o nesneyi kendine göre görür, anlar ve değerlendirir. Burada, iki bakımdan özgünlük söz konusudur: Birincisi, her insanın gözü, kendi gözüdür. Yani her insanın gözü özgün bir şekilde yaratılmıştır. İkincisi, her insanın gördüğü de, kendine göredir. İnsanların elleri, kolları, ayakları birbirine benzer. Bu doğru bir tespittir. Bazı insanlar, diğer insanlardan daha uzun, ya da daha kısa boylu olabilirler. Bazı insanların saçları daha gür olabilir. Bu tür açık seçik görülebilen farklılıkların olduğu da doğrudur. Bazılarımız, diğer insanlara bakarak daha uzun boylu, daha yakışıklı olmak da isteyebilir. Bazılarımız burnunu beğenmeyebilir. Bazılarımıza elleri, ya da kulakları gereğinden fazla büyük gelebilir. Bu tür örnekleri artırmak mümkündür. Ancak, tam da burada durup biraz düşünmeliyiz. Beğensek de, beğenmesek de, elimiz, ayağımız, burnumuz, kısaca vücudumuz, bizim vücudumuzdur.

Bütün bunlar, bizim özgünlüğümüzün parçalarıdır. Her insanın daha güzel olma çabasını anlayışla karşılamak gerekir. Hatta, imkanlar nisbetinde, özgünlüğümüzü bozmayacak şekilde ufak tefek değişiklikler bile yapılabilir. Ancak, bizler, bu halimizle özgün varlıklarız. Bu gerçeği unutmamak gerekir. Bunun anlamı şudur: Bizler, kendimizle, kendi vücudumuzla barışık olmanın bir yolunu mutlaka bulmalıyız. Biz, istesek de, başkaları gibi olamayız. Diğer taraftan, toplumsal bir varlık olarak, diğer insanları elbette görmezlikten gelemeyiz. Fakat, bütün varlığımızı başkalarına hoş görünmek, güzel görünmek üzerine inşa edersek, o zaman da biz kendimiz olamayız.

Burada iki önemli hususa dikkat çekmek istiyoruz: Birincisi, hiçbir insan mükemmel değildir. İnsan, mükemmelin ne olduğunu, nasıl olduğunu, nasıl olması gerektiğini düşünebilir; fakat mükemmel olamaz. Bu insanın varlık yapısından kaynaklanmaktadır. Üstelik, bizim beğendiğimiz, kendileri gibi olmaya özendiğimiz insanların da mutlaka beğenmedikleri pek çok tarafları vardır. İkincisi, biz kendimizle barışık olmayı başardığımız zaman, başkalarının da bizi olduğumuz gibi kabul ettikleri gerçeğini fark edebiliriz. Aslında özgünlük bilinci, herkesi olduğu gibi kabul etmeyi gerektirir. Öncelikle önemli olan, başkalarının bizim hakkımızda ne düşündüğü değil, bizim kendimiz hakkında ne düşündüğümüzdür. Biz ayaklarımızın gereğinden fazla büyük olduğunu düşünüyorsak, sanırız ki herkes bizim ayaklarımıza bakıyordur.

Oysa, bizim ayaklarımız sadece bizi ilgilendirir. Her insanın biricik, özgün bir varlık olduğunu daha iyi anlayabilmek için, insanın yaratılışı serüvenine şöyle bir göz atmakta fayda vardır. Kur’an, insanın topraktan yaratıldığına dikkat çeker. (Hicr, 15/26; Mü’minun, 23/12). İnsanın topraktan yaratılmış olması, bütün insanların yaratılışta eşit olduklarını ortaya koymaktadır. Toprak insanları, hem başlangıçta, henüz insan olmadan; hem de öldükten sonra eşitlemektedir. O zaman, insanlar arasındaki farklılıkların bu eşit temel üzerinde anlaşılması gerekmez mi? Bu durum, en temelde insan olmanın başlı başına bir değer olduğunu göstermez mi? Diğer insanlardan daha iyi olmak gibi bir çabamız varsa, bu bizim tercihlerimize ve harcadığımız emeğe bağlık olacaktır. Nitekim Yüce Yaratıcı, Hucurat suresinin 13. ayetinde şöyle buyurmaktadır: “Ey İnsanlar! Doğrusu biz sizi bir erkek ve bir kadından yarattık ve birbirinizi tanıyıp kaynaşasınız diye sizi milletlere ve kabilelere ayırdık. Şüphesiz Allah katında en üstün olanınız, Allah’a en çok saygı duyanınız / O’na karşı en çok sorumluluk bilinci içinde olanınızdır. Allah her şeyi bilendir; her şeyden haberdar olandır”.

Bu ayet, iki önemli gerçeği ortaya koymaktadır: Birincisi, kimin kimden daha üstün olduğunu ancak Allah bilebilir. Hiç kimsenin bir başkasına üstünlük taslama hakkı yoktur. İkincisi, katında değerli olmak isteyenler, bunu hak etmelidirler. Bu ise ancak, bilgi temelli yüksek sorumluluk bilincine bağlıdır. Allah’ı gereği gibi takdir edebilmek, O’na gereği gibi saygı duyabilmek üst seviyede bir bilinçle mümkün olabilir. İşte bu gerçekler, insan özgünlüğünün daha önemli bir boyutunu ortaya koymaktadır: İnsan, Allah’ın kendisine bahşettiği aklı ve hür iradeyi doğru kullanarak, doğru bilgi ve belge ile hareket ederek, yaratıcığını en iyi şekilde etkin kılabilir. Gerçek özgünlük insanın yaratıcı yetilerinde gizlidir. Unutmamak gerekir ki, her insanın diğer insanlardan daha iyi yapabileceği bir iş mutlaka vardır.

İnsana yaraşan özgünlük, düşünce ve eylemlerinde ortaya çıkar. Özgün düşünen insan, emek harcayarak özgün işler üretebilir. İnsan, Kur’an’ın ifadesiyle “en güzel şekilde” yaratılmış bir varlıktır. Kur’an, Allah’ın insana ruhundan üflediğinden söz etmektedir (Secde, 32/9). İnsan yaratıcı yetilerle donatılmıştır. İnsanın yaratıcılığı, kavramlaştırma yetisiyle ve kavramlarla düşünmesiyle birlikte başlar. İşte insanın biricikliğinin, özgünlüğünün gerçek anlamı bu gerçeklerde gizlidir. Yüce Allah, Teğabun suresinin ilk ayetlerinde şöyle buyurmaktadır: “Göklerde ve yerde olan her şey Allah’ı tespih eder; evrenin yönetimi O’na aittir. Bütün övgüler O’na mahsustur. O’nun gücü her şeye yeter. Sizi yaratan O’dur. Buna rağmen bazınız inkar ediyor, bazınız iman ediyor. Allah yaptıklarınızı görmektedir. O,Gökleri ve yeri gerçekle/ bir amaç için yaratmıştır. Sizi şekillendirdi ve şekillerinizi de güze yaptı. Dönüş ancak O’nadır”. (Teğabun, 64/1-3).

Pazartesi, 09 Kasım 2015
Uzun bir yapılandırma sürecinin ardından web sayfamız tekrar yayında. Güncelleme süresince yaşayabileceğiniz içerik ve görünüm sıkıntıları için özür dileriz.

En Çok Okunanlar

София plus.google.com/102831918332158008841 EMSIEN-3

Din | Akıl | Bilim