• 1
  • 2

Öne Çıkan Makaleler

Devlet, çok boyutlu ve soyut bir olguyu nitelemesinden dolayı bütün zamanlar için geçerli genel bir tanımının yapılması güç olan kavramlardan biridir. Bu nedenle farklı disiplinlere, ideolojilere ve bakış açılarına göre devletin tanımı değişebilmektedir. Onu bir bütün olarak anlamak ancak bu farklı perspektifleri bir arada değerlendirmekle mümkün olabilir.

Bununla birlikte devlet, genellikle, “egemenliğe ve sürekliliğe dayalı siyasal yapı” olarak tanımlanır. Bu tanımda yer alan “egemenlik” kavramı devletin diğer nitelikleri arasında hukuki niteliğini önceleyen bir içeriğe sahiptir. Hukuki açıdan devlet, kendisini oluşturan parçalarından ya da unsurlarından hareketle tanımlanır.

Bu anlamda devlet, “bir toprak parçası üzerinde ve bir otorite altında yaşayan insan topluluğunun oluşturduğu siyasal birliğin” adıdır. İslam dini, köklü devlet geleneği olmayan bir topluma gelmiştir. Hz. Muhammed’in çocukluğunun, gençliğinin ve peygamberliğinin 13 yılının geçtiği Mekke, kabileler arası denge politikasına dayalı bir siyası yapılanmanın mevcut olduğu bir ticaret merkezidir. İslam öncesi dönemde Mekke’de Haşimoğulları’nın ve Ümeyyeoğulları’nın egemenliği söz konusudur. Burada, gelişmiş anlamda bir devletin mevcut olduğunu söyleyebilmek pek mümkün değildir. Sosyal hayat, daha çok gelenekler doğrultusunda ticaret merkezli bir güvenlik anlayışına dayalı olarak şekillenmiş durumdaydı. Hz. Muhammed’e, Mekke döneminde 13 yıl boyunca inen ayetler, ağırlıklı olarak insanların inanç dünyalarını aydınlatmaya yöneliktir. Bu dönemde toplumda Tevhid merkezli bir din anlayışının yayılması için çaba harcanmıştır. Mekke döneminde Müslüman olan insanların sayısı 400 civarındadır. Medine döneminde Hz. Muhammed’in peygamberlik görevinin yanında bir de o zamanki koşullarda “devlet başkanlığı” diyebileceğimiz siyasi bir görev üstendiğini görmekteyiz. “Medine Vesikası” diye tarihe geçen bir tür toplumsal uzlaşı metni, farklı dini etnik yapıdaki Medine toplumunun bir arada, adalet içinde güvenle yaşayabilmesi için gerekli olan ana ilkeleri ortaya koymuştur.

Burada Hz. Muhammed’in liderliğinden bir çekirdek devletin oluşmaya başladığının tezahürlerini tespit etmek mümkündür; tebaa vardır; toprak vardır; siyasi otoriteden söz edebiliriz; başka devletlerle andlaşma yapıldığını, asker toplandığını, hukukun etkin olmaya başladığını, hatta bir tür vergi toplandığını bilmekteyiz. Kur’an, adaletin egemen olduğu ahlaklı bir toplumu hedeflemiştir. Kur’an’a göre iman, sorumluluk ve kurtuluş bireyseldir. Bilinçli bireylerden oluşan ahlaklı bir toplum, insanların özgür bir biçimde, güven içinde yaşayabilecekleri, temel hak ve özgürlüklere sahip olabilecekleri bir yapılanma tarzıdır. Bu sebepten, İslam herhangi bir devlet yapısı ya da rejim önermez. Kur’an’ın hedefinin ahlaklı ve adaletin egemen olduğu bir toplum inşaı olması, siyasi meselelerin insana bırakıldığının en açık kanıtlarından birisidir. Kur’an, insanların “hep birlikte Allah’ın ipine sımsıkı sarılmasını” ister. Bu birliktelik çağrısı, “Müslümanların kardeş” oldukları ilkesinin etrafında şekillenir. Birliktelik olmadığı zaman, güç kaybolur ve devlet elden gider. Kur’an, insanlar arasındaki tek üstünlük ölçüsünün “takva” yani “Allah’a yönelik bilinçli saygı” olduğunu belirtir. Kur’an’ın önerdiği temel siyasi ilkeler, devletin nasıl olacağı ve nasıl işleyeceği konusunda bize ışık tutmaktadır.

Bunların başında adaletin sağlanması, işlerin danışılarak, şura ile yürütülmesi, işlerin ehline tevdi edilmesi gelir. Adaletin sağlanabilmesi için işleyen bir hukuk sistemine ihtiyaç vardır. Bu bakımdan Kur’an’daki hukukla ilgili olduğu düşünülen ayetleri literal bir hukuk metni gibi algılamak yerine, toplumda hukuk altyapısını oluşturmaya yönelik ilk adımlar, ilk çabalar olarak anlamak pek yanlış olmasa gerektir. Kur’an, açıkça dile getirmese de, toplumların devletsiz ayakta kalamayacakları gerçeğinin farkındadır. Ancak, başta devletin şekli ve nasıl işleyeceği olmak üzere, bütün siyasi işleri “insan”a bırakmıştır. Kur’an’ın kurucu ilkelerinden hareketle şöyle söylemek mümkündür: İslam devleti olmaz; ancak Müslümanlar içinde yaşadıkları ortamın gereklerine göre adaleti hakim kılabilmek için işleyen bir devlet kurmak durumundadırlar. Oluşan devlet de, bir din devleti olamaz. Bu devletin etkin olabilmesi gerekli olan hukuk kuralları da, aynı zamanda aklın da temel ilkeleri olan Kur’an’ın kurucu ilkeleri doğrultusunda insanlar tarafından mevcut şartlarda adaleti en iyi şekilde gerçekleştirmek ve ahlaklı bir toplum oluşturmak üzere insanlar tarafından yapılır. Kur’an’ın kurucu ilkeleri, akla uygun, anlaşılabilir ve geliştirilebilir ilkelerdir. İslam dini, fıtrata, yaratılışın yasalarına en uygun din olduğu için, akılla ve fıtratla çelişmez. İslam’ın olduğu yerde akla aykırı herhangi bir şeyin olması mümkün değildir.

Kur’an nasıl Allah’ın bir ayeti ise akıl da Allah’ın bir ayeti olduğu için, aklın ve vahyin birlikte etkin olması gerekir. Hz. Muhammed’in vefatından sonra gelişen olayları dikkatlice tahlil ettiğimiz zaman, hem islam’ın siyasi meseleleri insana bıraktığı gerçeğini, hem de mevcut uygulamaların gelenek görenekler ve ihtiyaçlar doğrultusunda gerçekleştirildiği açıklıkla görebiliriz. Nitekim dört halifeden her birisinin hilafete gelişi farklı şekilde olmuştur. Hz. Ebu Bekir, uzun tartışmalardan sonra hilafet makamına getirilmiştir. Hz. Ömer’i, Ebu Bekir belirlemiş, insanlar da onu halife olarak benimsemişlerdir. Hz. Ömer zamanında devletin kurumsallaşma sürecinde önemli bir seviye yakalandığı bilinmektedir. Hz. Osman, Ömer’in belirlediği altı kişilik bir hey’et tarafından halife olarak öne çıkartılmıştır. Hz. Ali ise, her ne kadar siyasi birliği sağlamakta pek başarılı olamamışsa da, Müslümanların çoğunluğu tarafından hilafet makamına getirilmiştir. Bu bakımdan hilafet dini bir kurum değilidir. Devlet insanın insanca, güven içinde yaşayabilmesi için vardır. Adaletin, hukukun üstünlüğü bilincinin, temel hak ve özgürlüklerin olduğu, yüksek güven kültürünü esas alan, insanın yaratıcı yeteneklerinin özgürce etkin olmasına imkan sağlayan bir devlet, adaletin etkin olduğu ahlaklı bir toplumun oluşmasına ve gelişmesine imkan sağlayabilir. Unutmamak gerekir ki, bilim ve para daima güvenli ortamları sever. Yaratıcı yetilerinin farkında olan insanlar da, ancak güvenli ortamlarda yaratıcılıklarının anlamlı olacağını bilirler.

Pazartesi, 09 Kasım 2015
Uzun bir yapılandırma sürecinin ardından web sayfamız tekrar yayında. Güncelleme süresince yaşayabileceğiniz içerik ve görünüm sıkıntıları için özür dileriz.

En Çok Okunanlar

София plus.google.com/102831918332158008841 EMSIEN-3

Din | Akıl | Bilim