• 1
  • 2

Öne Çıkan Makaleler

Adalet, kelime olarak hak yememek, düzeltmek, dengede olmak, ölçülülükten ayrılmamak, insaflı olmak, doğru yoldan sapmamak gibi anlamlara gelmektedir. Her ne kadar adaletin tanımı üzerinde tam bir ittifak yok ise de, adaletin gerekliliği konusunda bütün insanlık aynı görüştedir. İşin ilginç yanı, zalimler bile adalet isteyebilmektedirler.

Adalet, sosyal bir varlık olan insanın, toplumda insanca yaşayabilmesi için gerekli olan ilkelerden birisidir. Adalet, hem insanın olay ve olguları anlama biçiminde, hem de tutum ve davranışlarında etkili olan; yüksek güven kültürünün yaratılmasına ve kalıcı olmasına öncülük eden; paradigma niteliği taşıyan bir ilkedir. Adaleti, bireysel ve toplumsal ilişkilerde dengeli olmak; her şeyi yerli yerine koymak; insaflı olmak; her şeye layık olduğu kadar değer vermek; haklıya hakkını suçluya cezasını vermek şeklinde tanımlamak mümkündür.

Kur’an’ın temel kurucu ilkelerinden birisi de adalettir. Her şeyden önce Yüce Yaratıcı adildir; herkese hak ettiğinin karşılığını verir; hiç kimseye asla zulmetmez. Zerre kadar hayır işleyen de, zerre kadar kötülük yapan da onun karşılığını mutlaka görecektir. Bu bağlamda Tanrısal aklın işleyişinde ve yaratmada esas olan ilkelerin başında rahmet ve adaletin olduğunu söylemek mümkündür. Varlık, adalet temelinde var kalabilmektedir. Bu bakımdan, “Allah, melekler ve hak ve adaleti gözeten ilim sahipleri, O’ndan başka tanrı olmadığına şahitlik ederler. O’ndan başka tanrı yoktur; O kudret ve hikmet sahibidir” (Al-i İmran, 3/18). Allah’a eş koşmaktan kaçınmak, Tevhid bilincini diri tutmak adaletin gereğidir.

Allah adaletli olanları sever (49/9). Allah, emanetleri ehline vermeyi ve insanlar arasında hükmedildiği zaman adaletle hükmetmeyi emredir (4/58). Nahl suresinin 90. ayetinde şöyle buyrulur: “Allah adaleti ve iyilik yapmayı, yakınlara karşı cömert olmayı emredip utanç verici ve arsızca olanı, akıl ve sağduyuya aykırı olanı ve azgınlığı, taşkınlığı yasaklıyor ve size öğüt veriyor ki, böylece bunları belki aklınızda tutarsınız” (16/90).

Adalet, insanın olduğu her yerde, insanı ilgilendiren her şeyde varlığını hissettirir. Yaratılışın temelinde adalet ve rahmet olduğundan söz ettik. Bu durum, bilim alanında yansızlıktan daha ileri olan “adaletli” olmayı bir anlamda zorunlu kılmaktadır. Varlığın temelinde adalet var ise, yaratılışın yasalarını anlayabilmek için adil olmak gerekir. Aslında bilimde öne çıkan görecelilik, adalet sayesinde daha derin bir anlam kazanabilir. Bilim alanında bilginin güvenilirliği, bilim adamının adalet duygusu ile doğru orantılıdır. Bu durum, bilimin beraberinde gelen güç artışı göz önüne alındığında daha iyi anlaşılabilir. Bilim ve teknoloji ile birlikte ortaya çıkan muazzam güç, bilim adamları ve yöneticiler adalet duyarlılığından yoksun oldukları taktirde, insanlığın geleceğini karartabilir. İnsanlığın karşı karşıya kaldığı çevre kirliliğinin de, adalet bilincinin yeterince etkin olmaması ile ilgisi olmalıdır.

Hiç kuşkusuz adalete en çok ihtiyaç duyulan alanlardan birisi yargıdır. Yargının adalet dağıtamaması, ya da adaleti geciktirmesi toplumda kaosa yol açar. Devletlerin bekası idarecilerin ve yargıçların adaletli olmaları ile doğru orantılıdır. Yüce Yaratıcı Nisa suresinin 135. ayetinde şöyle buyurmaktadır: “Siz ey imana ermiş olanlar! Sizin, anne-babanızın ve akrabalarınızın aleyhine bile olsa, Allah rızası için hakikate şahitlik yaparak adaleti gözetmeye azmedin. O kişi zengin de olsa, fakir de olsa Allah’ın hakkı onların her birinin (hakkının) önüne geçer. Öyleyse, kendi boş arzu ve heveslerinize uymayın ki adaletten uzaklaşmayasınız. Çünkü, eğer hakikati çarpıtırsanız, bilin ki Allah bütün yaptıklarınızdan haberdardır.” (4/135).

Her insan, yaratılışı gereği adalet konusunda bir kök bilince sahiptir. Bir başka ifadeyle, insan hayatın doğal akışı içerisinde, neyin adalete uygun olup olmadığını mutlaka bilir. Adalet kavramının, hem dinin, hem de aklın ortak ilkelerinden olmasının anlamı da bu olmalıdır. Ancak, adaletin ne olduğunu, hangi davranışın adil olacağını bilmek, adaleti gerçekleştirmek anlamına gelmez. İşte tam da burada, yasalar, ahlak ve din devreye girer. Bu üçlü yaptırım, toplumsal hayatın yaşanabilir olmasının en alt koşullarını sağlar. Kendisine saygı duymayan, insan olmanın en büyük onur olduğunun farkında olmayan bazı kimseleri bu üç süzgeç de dizginleyemeyebilir. Herkesin başına bir bekçi dikmek mümkün değildir. İnsanlar, yasal boşlukları bulma konusunda yeterince ustalaşmışlar. Öyle ise, adalet gibi evrensel bir ilkenin yeterince etkin olabilmesi, bireyin insan olma onurunun bilincinde olmasına bağlıdır. Bireyin vicdanında yer etmeyen adalet, yasalarla sağlanamaz. Aslında dinin de yapmak istediği tam olarak budur.

Bir ahlâkî değer olarak adalet içselleştirildiği zaman, insan, öncelikle kendisine karşı dürüst olmayı öğrenir; kendisini kandırma hastalığından ve kendisine zulmetmekten kurtulur. Her insan, yaratılışı gereği, iyiye, güzele ve doğruya açıktır. Adalet, öncelikle doğru düşünmekle başlar. Adil insan, olay ve olguları olduğu gibi anlamaya ve değerlendirmeye çalışır. Adalet bilinci, insanın taktir etme yeteneğinin gelişmesine ve doğru işlemesine de katkıda bulunmaktadır. Yüce Yaratıcı Maide suresinin 8. Ayetinde şöyle buyurmaktadır: “Ey Mü’minler! Allah’ın emri uyarınca her daim hak ve hakkaniyetten yana tavır koyarak adaleti gerçekleştiren kimseler olun. Herhangi bir kimseye/kavme/topluluğa/kafirlere yönelik öfke ve nefretiniz sizi adaletsiz davranmaya sevk etmesin. Gerek dosta, gerek düşmana karşı hep adaletli olun. Çünkü Allah’a karşı saygı ve sorumluluk bilincine en uygun davranış her daim adaletli olmaktır. Allah’a karşı sorumluluğunuzun bilincinde olun; şüphe yok ki Allah bütün yaptıklarınızdan haberdardır”.

Prof. Dr. Hasan ONAT

Pazartesi, 09 Kasım 2015
Uzun bir yapılandırma sürecinin ardından web sayfamız tekrar yayında. Güncelleme süresince yaşayabileceğiniz içerik ve görünüm sıkıntıları için özür dileriz.

En Çok Okunanlar

София plus.google.com/102831918332158008841 EMSIEN-3

Din | Akıl | Bilim