• 1
  • 2

Öne Çıkan Makaleler

Allah’ın varlığına birliğine, öldükten sonra dirilmeye ve Hz. Muhammed’in Allah’ın elçisi olduğuna inanan her insan Müslümandır ve İslam dairesi içindedir. Bir kimsenin Müslüman olması, öncelikle inancını Kur’an’ın kurucu ilkelerine uygun hale getirmesini gerektirir. Kur’an, sık sık iman eden ve salih amel işleyenlerin cennetlik oldukları söyler. İmanın özünü Tevhid, salih amelin özünü ise dosdoğru olmak oluşturur. İşte, Yüce Allah’ın yerine getirmemizi istediği farzların, temel İslami ibadetlerin ana hedefi, kendi varlığımızın farkına olmayı sağlamak ve dosdoğru olmamız konusunda bize yardımcı olmaktır.

Namaz insanı kötülüklerden alıkoyar. Oruç, sorumluluk bilincinin gelişmesini sağlar. Hacc, tarih bilincini tetikler ve İslam’ı Hz. Muhammed’in insanlığa sunduğu tazeliği ve duruluğu için anlamaya davet eder. Zekat ise, insanı malın mülkün esiri olmaktan kurtardığı gibi, zekat verecek hale gelmenin bir sorumluluk olduğunu bize hatırlatır.

Kur'an'da, namazdan sonra en çok üzerinde durulan temel ibadet, "zekat"tır. Yüce Allah, hali vakti yerinde olan mü'minlerin, mallarının bir kısmını, "zekat" olarak muhtaç durumda olanlara vermelerini farz kılmıştır. Zekatını düzenli olarak veren bir mü'min, öncelikle, Yüce Allah'ın bir emrini yerine getirmiş olmaktadır. Kur’an’da zekata yönelik vurgu, her Müslümanın zekat verecek duruma gelmek için çalışmasını gerektirmektedir.

Zekat verebilecek duruma gelen Müslümanlar, hemen, diğer kardeşlerinin de kendi seviyelerine gelmeleri için çaba harcamak durumundadırlar. Peygamberimiz Hz. Muhammed'in hayatını incelediğimiz zaman, bunun çarpıcı örneklerine her zaman rastlamak mümkündür. Hz. Peygamber, öncelikle Müslümanları birbirleri ile samimi olarak ilgilenmeye çağırmış ve "komşusu aç iken tok yatan bizden değildir" buyurmuşlardır.

Hz. Peygamber'in sağlığında yardımlaşma ve dayanışmanın ilginç örneklerine sıkça rastlamak mümkündür. Mekke Dönemi'nde yaşanılan sıkıntılar, Müslümanların ciddi dayanışmaları ile atlatılmıştır. Hz. Peygamber, hicret sonrası, Mekke'den gelenleri (Muhacirler), Medineli Müslümanlarla (Ensar) kardeşleştirmiştir. Bir kimsenin, hiç tanımadığı, bilmediği insanlara evini açması, onu sofrasına çağırması, az şey değildir. Bu esnada, Mekke'den gelen Müslümanların sergiledikleri tavır da, doğrusu her türlü takdirin üstündedir. Bu insanlar, hiç bir zaman, fırsatı ganimet bilip, işi tembelliğe götürmemişlerdir. İlk fırsatta, her Müslüman, kendine göre bir iş bulmuş; kendi hayatını kazanmaya başlamıştır. Abdurrahman b.Avf, evine misafir olduğu kimseden, kendisine çarşının yolunu göstermesini istemiş ve hemen ticarete başlamıştır. Hz. Ebu Bekir, daha önceleri de ticaretle uğraştığı için, kısa zamanda Medine'nin sayılı zenginleri arasına girmiştir. Hz. Osman da, kısa zamanda, ticari hayatta büyük başarılar elde etmiştir. Bütün bu örnekler, yardım edenle yardım edilen arasındaki münasebetin nasıl olması gerektiğini bizlere göstermektedir.

İslam dini, "insan için ancak çalışmasının karşılığı" olduğunu belirterek, Müslümanların, hem dünya için hem de ahiret için çalışmalarını istemiştir. Hz. Peygamber bir hadislerinde, "iki günü birbirine uyan Müslümanın zararda olduğunu", Müslümanların, her gün bir önceki günden daha ileride olmaları gerektiğini hatırlatmıştır. Çalışmak ve başarmak, insan olmanın gereklerindendir. Çalışan insan, başarılı olduğu zaman, başkalarına yardım etmenin verdiği anlamlı mutluluğu tatma imkanına kavuşur. Dinen zengin sayılan her müslüman, malının belli bir kısmını muhtaç olan kimselere vermek suretiyle, malın mülkün bir araç olduğunu gerçeğini sürekli hatırlama fırsatı elde eder.

İslam’ın zekatı bir zorunluluk haline getirmesi, sosyal hayatın sağlıklı bir biçimde devam ettirilebilmesi için gerekli olan birtakım dengelerin kurulması anlamına gelmektedir. Bu denge, hiçbir kimsenin insan onuru ile bağdaşmayan duruma düşmemesini sağlamaktadır. Hayatın doğal akışı içinde ortaya çıkan olumsuzlukların kalıcı tesir bırakmasını önlemektedir.

Zekatın hem verene hem de alana faydası dokunmaktadır. Çünkü, zekat, her şeyden önce insanı, helal yoldan kazanmaya, zekat verecek hale gelmeye sevk etmektedir. Mal- mülk sahibi olan insan, bunların hayatın amacı hale getirilmemesi gerektiğini zekat sayesinde daha kolay anlayabilmektedir. Başkalarına yardım edecek olan kimse, öncelikle, yapılacak yardımın bir başa kakma, minnet altında bırakma aracı olmaması gerektiğini bilecektir. Kendisinin içine sinmeyen, kendisinin kabul edemeyeceği bir şeyi başkasına vermek hoş bir davranış değildir. Bütün bunlar, bir başkasına yardım ederken, uyulması gereken ilkeleri bize hatırlatmaktadır. Zekat veren bir kimse, zekat alanın en kısa zamanda zekat verir hale gelmesi için ona yardım ettiğinin bilincindedir.

Zekat, mal mülk hırsının insanın gözünü karartmasını, kalbini perdelemesini önlemektedir. Hırs insanı için için kemiren bir hastalıktır. Malının bir kısmını, sırf Allah'ın rızasını kazanabilmek için seve seve başkalarına vermekten çekinmeyen bir Müslüman, bu hastalığa yakalanma tehlikesinden uzak durmaktadır. Yunus ne güzel söylemiştir: “Mal sahibi, mülk sahibi;/ Hani bunun ilk sahibi? / Mal da yalan, mülk de yalan, / Var biraz da sen oyalan”.

Zekatın elbette verilen insana da faydası dokunmaktadır. Ancak, bu durum, hiç bir zaman, tembelliğe yol açmamalıdır. Zekât alacak kadar fakir olan kimse, en kısa zamanda, kendi hayatını kazanmanın yollarını aramalıdır. Sevgili peygamberimiz Hz. Muhammed bir hadislerinde şöyle buyurmuşlardır: "Hiç kimse, kendi elinin emeğinin karşılığını yemekten daha hayırlı bir lokma yememiştir". Sürekli çalışmayı teşvik eden Hz. Peygamber, bu hadisleriyle, başkalarından yardım beklemeyi alışkanlık haline getiren müslümanları uyarmakta, çalışmaları gerektiğini hatırlatmaktadır. Başkalarından yardım görmek, bir alışkanlık haline gelmemeli ve insanları tembelliğe sevk etmemelidir. Hz. Peygamber bir başka hadislerinde şöyle buyurmuşlardır: "İçinizden birinin bir ip alarak sırtında odun taşıması ve onu satması, bununla Allah'ın onu yüz suyu dökmekten koruması, muhakkak ki onun halk arasında dilencilik yapmasından daha hayırlıdır. Nasıl hayırlı olmasın ki, o dilendiği zaman, insanlar ya bir şeyler verirler, ya da vermezler". Muhtaç durumda olanların zekat almaları elbette dilencilik olarak vasıflandırılamaz. Ancak, İslâm'ın dilenciliği yasakladığını bilen bir mü'min, sürekli zekat alacak durumda kalmanın hoş bir durum olmadığını da iyi bilmek durumundadır. Peygamberimiz Hz.Muhammed, her fırsatta müslümanları çalışmaya, helal rızık kazanmaya ve diğer insanlara yardım elini uzatmaya çağırmış, "veren el, alan elden üstündür" buyurmuşlardır.

Zekat’ın gençlere verebileceği çok önemli bazı mesajlar olmalıdır. Biraz düşünecek olursak, bu mesajların başında, gençlerin, kendilerine helal yoldan rızık kazandıracak ve zekat verebilecek hale gelmelerini sağlayacak bir meslek sahibi olmaları ile ilgili bir uyarının geldiğini görebiliriz. Başarılı olmak, iyi bir meslek edinmek, insanın mutlu olabilmesinin gereklerinden birisidir. Diğer taraftan, eğer Yüce Yaratıcı bizim zekat vermemizi istiyorsa, zekat verebilecek hale gelmek, Allah’a inanmanın beraberinde gelen bir sorumluluk olarak da anlaşılabilir.

Pazartesi, 09 Kasım 2015
Uzun bir yapılandırma sürecinin ardından web sayfamız tekrar yayında. Güncelleme süresince yaşayabileceğiniz içerik ve görünüm sıkıntıları için özür dileriz.

En Çok Okunanlar

София plus.google.com/102831918332158008841 EMSIEN-3

Din | Akıl | Bilim